ALTAY BUNAT Yazdı: Beynini Bilgisayara Aktarmaya Çalışan Nörobilimci: Randal Koene

Beynini Bilgisayara Aktarmaya Çalışan Nörobilimci: Randal Koene

Eğer hala fark etmediyseniz belirtmekte fayda var; insanlar artık evrimleşmiyor. David Attenborough‘un geçenlerde belirttiği gibi, insan kendisini özgür iradesiyle doğal seçilim sürecinden soyutlayan ilk türdür. Bu sebeple de artık evrim zincirinin bir parçası değiliz. Steven Hawking ve Elon Musk‘un robotların gelişip bizim yerimizi alacağı  ve insanlar için en büyük tehdit unsuru olacağı yönündeki teorilerini de göz önüne aldığımızda, karanlık günler bizi bekliyor diyebiliriz.

“Robotların bizim soğuk ve cansız efendilerimiz haline gelmelerini sağlamak yerine, neden biz insanlar olarak kısmen robotumsu hale gelmiyoruz?” diyen nörobilimci Randal Koene, bu konu hakkında bir çözüm sunmuşa benziyor. Koene şuanda beynimizi bir bilgisayara aktarmaya olanak sağlayan “tüm beyin emülasyonu” projesinde çalışmaktadır. Bu projeye göre beynin mekanizmalarının bulunup kodlara dökülmesiyle, yani bir diğer deyişle beynin haritalanmasıyla, insanların teorik olarak sonsuza dek yaşamaları mümkün.

 

Geçtiğimiz günlerde röportajı yayınlanan Randal konu hakkında bilgilendirici demeçler verdi. O röportajdan bazı kesitler:

– Merhaba Randal. “Bir sabah kalkıp beynimi bilgisayara aktarmayı deneyeceğim” mi dedin, nasıl oldu bu iş?

Randal Koene: 13 yaşındayken Arthur C Clarke‘nin The City and the Stars romanını okumuştum. Post-modern bir roman, insanlar ölümsüz. Şehir de hafıza bankalarında depolanmış insanları yaratabilen ve yok edebilen devasa bir merkezi bilgisayar tarafından yönetiliyor. Bu benim için muhteşem bir keşifti. Çünkü sürekli ve yavaşça düzensizliğe doğru giden bu evrende, insanı ve düşüncelerini diğerlerinden ayıran şeyin bilgi olduğunu öğrenmiştim.

Olay bana doğrudan hitap ediyordu çünkü o zaman buluşlara ve her tarz yaratıcı faaliyete karşı güçlü bir ilgim vardı. En sinirlendiğim konu ise sürekli zamanın tükenmesiydi. Bu da tabiki benim kendi kısıtlamalarımdan kaynaklanıyordu. Sınırlı düşünce ve imgeleme yetisi, sınırlı bilişsel eylem ve fiziksel dayanıklılık vs.

Eğer kendimizi bilgiye maruz kalmış süreçler olarak düşünürsek, bu sınırları aşma olasılığını da mümkün hale getirmiş oluyoruz. Ancak kendimizi doğal gelişim sürecine bırakırsak bütün sınırları aşabiliriz. Bu amacı gerçekleştirmeye yönelik olası yaklaşımları açığa vurmak için olayların iç yüzünün ve tutumlarının üzerinde durmak epeyce yıllarımı aldı. Altsız bir zihin ise bunların hepsini mümkün kılmamıza yarıyor.

– Altsız bir zihin mi? Bunu biraz açar mısın?

Altsız zihin sadece bir yapay zeka değil, aynı zamanda belirli bir insan zihninin tekrardan biçimlendirilerek bir bilgisayar tabanına aktarılmasıdır. Nörobilimciler beynin bir mekanizmalar bütününden oluştuğundan %99.9 oranında emin. Hesap yapabilen, fonksiyonları işleyebilen bir yapı. Eğer nasıl çalıştığını çözebilirsen, onun yerine geçebilecek bir yapı da tasarlayabilirsin. Beyinden küçük bir parça alıp beynin tıpa tıp aynı kopyasını geliştirme fikri oldukça sıradan ve iyi anlaşılır. Fakat bu işlem neden bütün beyni kapsayacak şekilde olmasın? Ve ondan sonra neden onu daha iyi bilgi işleyebilmek ve depolamak için bir bilgisayara aktaramayalım? Aynı bir bilgisayarın yaptığı gibi, düşüncelerimizi dilediğimiz zaman ulaşabilmek üzere dosyalara aktarabiliriz. Neden olmasın ki bunlar?

– Yani gelecekte diyelim ki beyinlerimizi bir sistemden indirmeyi başardık. Bizim için genetik olarak tasarlanmış beyinsiz vücutlar mı geliştirilecek yoksa daha çok bilgisayar tabanlı bir gezegende mi yaşamış olacağız. Mesela robotlar, ya da androidler gibi.

Daha sanal bir dünyada yaşamak ilginç olurdu tabii ki. Ya da bu gezegende yaşamak için elverişli olmayıp da daha çok uzay gibi yerlerde yeşerebilecek vücutların içinde yaşamak daha ilginç olurdu. Oksijen tüketiminin gerekli olduğu dünyada yaşamak artık zaruri olmazdı. Daha çok The Cloud sistemindeki gibi bir ortamda varlığımızı idame ettirirdik. Olay sadece uzayda yerleşeceğimiz yerden ibaret değil. Aynı zamanda ölümlülüğün ortadan kalkmasından dolayı insan hayatını normalde aşacak sanat veya bilim projelerini de gerçekleştirebilirsiniz.

– İnsanın özünü nasıl haritalandırabiliriz ki? Kimliği birtakım kodlar bütününe nasıl aktarabiliyoruz?

Bu nöronların diğer nöronlara bağlanma yoluyla yani, konektomla bağlantılı. Bir karar verme aşamasındayken beyindeki söz konusu eylem bir yerden bir yere taşınıyor. Sinaptik bağlantıların işleyiş şekilleri ve onların beynin belirli bir konumda yapılması gerçeği bize bir çeşit “hatıra” kazandırır.

Hatıranın ne olduğuna yönelik popüler kavram, “gelecekteki eylemi etkileyen bir önceki eylem” gibi bir mühendislik ve bilimsel tanımdan çok daha öte. Hatıra büyük annenizin suratını hatırlamaktan veya iki dakika önce ne dediğinizden oluşmamaktadır. Hatıra dediğiniz şey bir konser piyanistinin neden belirli bir yöntemle piano çaldığından tutun, bir yöneticinin neden bir iş kararını o belirlenen yönde uyguladığına kadar gider. Bunun nedeni DNA’larının getirdiği kalıtımsal bilgilerin yanı sıra, geçmiş tecrübelerinin de bulunmasıdır. Bu gerçekten sizi siz yapan özelliklerinizi; daha geniş bir terimle kişiliğiniz hakkındaki her şeyi etkiliyor.

– Sisteme yüklenmiş bir zihin kendisinin farkında olacak mı? Bilinçli bir yapı mı olacak?

Şuna inanıyorum ki sergilediğimiz davranışlar-bütün beyin aktivitelerimiz, tecrübe edindiğimiz her şey- beynimizin işleyiş şeklinin bir sonucu. Bu öz farkındalığı da kapsıyor. Etrafında olup bitenlerin farkına varma, nasıl olduğun ve ne olduğun hepsi birer tecrübe. Tecrübe beyninde gerçekleşen bir işleme mekanizmasıdır. Yani bu işleme mekanızmasını tamamıyla kopyalayabilirsek, o zaman şunu da söyleyebilirim ki bu kopya öz farkındalığı da kapsayacaktır.

– Kendi vücutlarımızın dışındaki bu varoluş seksi ve üremeyi nasıl etkiler peki?

Sanırım hala üremek isterdik, benliğimizden kopmuş ya da benliğimizle ilişkilendirilebilir yeni oluşumlar üretmek isterdik. Bazen seks yaparak üremek tek yolmuş gibi görünebilir fakat yaratıcı olarak diğerleri ile uyum içinde olup-ya da olmayıp- yeni özelliklere ve fiziksel forma sahip yeni bir zihin yaratabiliriz. Sanırım bunun için önümüzde keşfedilmeyi bekleyen koca bir gelecek var.

Aynı zamanda şunu da belirtmekte fayda var; insanlar olarak yakınlık kurma, bağlanma gibi etkileşimleri hala yaşamak isteyeceğiz. Bizi sıradan olan düşünce ve hislerin yörüngesinden çıkaran inişler ve çıkışlar;orgazm. Keşifler büyük ihtimalle bunu başarmanın bir çok yolunu ortaya çıkartacak ve başka ne yollardan üreyebileceğimizi gösterecek. Böylece biyolojik seksin tek yol olmadığını göreceğiz. Bence bu bir dereceye kadar oluyor da zaten.

Geniş anlamda düşünürsek seksin ve üremenin ortadan kaybolmasına pek imkan yok. Aktif ve uyum sağlayabilen bir türün her ikisi içinde farklı çeşitler keşfetme ihtimali çok yüksek.

– İlk zihin aktarını pratikte ne zaman gerçekleştirebileceğiz?

Bir solucanın zihni zaten aktarıldı fakat onların beyinleri memelilerin beyinlerinden daha farklı çalışıyor. Ancak 10 yıl içinde bir sirke sineğinin zihnini aktarmak mümkün olacak bence. O noktadan sonra da insan zihninin aktarılma sürecini tahmin etmek çok da zor olmayacak.Ama umarım bu olay ben hayattayken gerçekleşir.

– Teşekkürler Randal.

kaynak:http://www.bilimkurgukulubu.com/genel/bilim-teknoloji/beynini-bilgisayara-aktarmaya-calisan-norobilimci-randal-koene/

Bovinya Perde Alanya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir